Bir Meleğin Hüznü…
Ben hep seninle bir saklambaç oyununun baş kahramanları olmak istedim.bazen saklanan sen bazen yakalanan ben.aynı duygularla başımı dayamak istedim evimizin duvarlarına alnımızı “o nerede şimdi?” nerde ve nasıl olduğumuzu, saklandığımız eski buzdolabının arkasında düşündük arasıra. bazende gecelere sığdıramayıp gün doğumuna kaydırdığımız, duygu sarhoşluğundan uykuya dalıp gözlerimizi aynı anda açtığımız, sımsıcaklığımızdan daha sıcak kenetlenmiş bir halde uyandığımız yatağımızın yanında düşündük. “o nerede şimdi?! ben hep alnımı senin omzuna dayamak istedim. nerde olduğunu alnımın omzuna yakın temasında bile tahmin edemedim.çünkü sen vardın, yoktun!!! sobelerim hep sobelerinde kaldı!
“sobeledim” diye haykırmak isterken tüm ses tellerimi yırtarcasına dünyaya, birde baktım ki sobelenen yine ben olmuşum.
sobelemek ve sobelenmek arasında geçen zaman dilimimize neleri sığdırdık beraber.sadece “sen” ve “ben” im bilebileceğimiz.”sen” ve “ben “… seninle hiç “biz” olamadık! aynı oyunun içinde farklı dünyaları yaşadık.senin dünyan başka, benim dünyam ise “sen”!!! evet, sadece “sen!” öncesiz ve sonrasız… sen öncelerimle boğuşurken ben seni yaşamaya çalıştım, insanların aşk diye nitelendirip üç harfe sığdırabildiklerini sandıkları o bakir duygularımla…
çok uğraştın kirletmeye sana sunduğum bembeyaz tuvalimi.oysaki elinde sadece pembeye bulaştırılmış bir yelpaze fırça vardı.”işte şimdi kirlendi” diyen o asi hırsınla fırçanı değdirirken tuvalime,her seferinden yanıldın.işte sorun buradaydı.yanıldın ama anlayamadın! öyle bir çizmiştin ki içinde resmimi,aldığın sonuç buna uymadığında çeliştiğin ben değil kendin oluyordun.sadece kabullenmek kalırken geriye sen darbelerini daha da sertleştirmeyi tercih ettin hep… ve son darbe…! son darbende tuvalim paramparça oldu. artık ne senin kirletecek bir tuvalin vardı nede benim pembe boyam…tükendim. acımasızca tükettin…
bir o zaman gördüm gözlerindeki pişmanlığı, umarsızca oyun sanıp salladığı patisiyle süt kasesini döküp aç kalan ve bunun hata olduğunu ilk o zaman öğrenen bir kedi yavrusu gibiydi yüreğinin yüreğime akıttığı…kedi yavrusunun önüne bir kase süt daha sunulabilirdi, çünkü o bu hatayı ilk kez yapmıştı,seninse yeni bir şansın yoktu. dedim ya tükendim…tükettin… şimdiyse kendime yeni bir tuval hazırlama aşamasındayım,yeni bir tuval, yeni bir şövale,yeni boyalar,yeni fırçalar… ve bu tuvale pembenin her tonuyla şaheserler yaratabilecek yeni bir ressam….